Belediyelerdeki Uyuşturucu Testi Tartışmaları ve Toplumsal Çürüme Üzerine Bir Değerlendirme
Son dönemde yerel yönetimlerde başlatılan uyuşturucu testleri ve bunların arka planında yaşananlar, kamuoyunda derin bir vicdani sorgulamayı beraberinde getirdi. Keçiören Belediyesi’nde gündeme gelen süreç ve ardından Şehitkamil Belediyesi’nde benzer adımların atılması, bu hamlelerin samimiyeti konusunda ciddi kuşkular uyandırmaktadır. Toplumun en hassas yaralarından biri olan uyuşturucu gibi bir illetle mücadele, ne yazık ki bazı çevrelerde hakiki bir arınma çabasından ziyade siyasi bir şov veya göz boyama taktiği olarak değerlendirilmektedir.
Bir eylemin değerini ve niyetini anlamak için "sözü kimin söylediğine" ve geçmişteki pratiklerine bakmak gerekir. Eğer bu tür hamleler gerçeği ortaya çıkarmak yerine mevcut yapıları korumak, yandaş ilişkilerini tahkim etmek ve sorumluluğu ötelemek için birer tiyatroya dönüşürse, toplumun inancı ve güveni zedelenir. "Bendensen suçsuzsundur" anlayışının hakim olduğu bir sistemde, ne kirlilik temizlenebilir ne de adalete olan inanç taze kalabilir.
Bataklığı Kurutmadan Sineklerle Mücadele Edilemez
Uyuşturucu zehri; okullardan kafetere, sokaklardan kamu kurumlarına kadar hayatın her alanına nüfuz etmiş, nesillerin ahlakını, sağlığını ve geleceğini tehdit eden küresel ve yerel bir felakettir. Bu illetle mücadele ettiğini iddia eden makam sahiplerinin ve yetkililerin öncelikli görevi, göstermelik uygulamalarla günü kurtarmak değil, bataklığın ta kendisini kurutmaktır.
Gerçek bir mücadele;
-
Ayrıcalıksız ve tavizsiz bir hukukun üstünlüğünü benimsemeyi,
-
"Yandaş, yoldaş, kandaş" demeden suçluların üzerine kararlılıkla gitmeyi,
-
Hiçbir makamın veya koltuğun hukuki ve vicdani sorumluluğun üzerinde olmadığını kabul etmeyi gerektirir.
Aksi takdirde, atılan her samimiyetsiz adım halkın aklıyla alay etmekten öteye geçmez. Unutulmamalıdır ki makamlar ve koltuklar baki değildir; adalet çarkı bir gün herkes için döner.